İklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha görünür hale geldiği 2026 yılında, regülasyonların şekillenmesi, ülkelerin hassasiyetinin artması ile sürdürülebilirlik anlayışı önemli bir dönüşüm geçiriyor. Karbon emisyonlarının azaltılması önemini korurken; su kaynaklarının etkin yönetimi, doğal kaynak verimliliği ve biyolojik çeşitliliğin korunması da şirketlerin çevresel performansını belirleyen temel kriterler arasında öne çıkıyor. Diğer taraftan çevresel performansın ötesinde sosyal sürdürülebilirlikte ön planda. Küresel pazarlarda artan sürdürülebilirlik bağlantılı beklentiler ve tedarik zincirlerindeki dönüşüm ise şirketleri çevresel etkilerini daha bütüncül bir yaklaşımla ölçmeye, yönetmeye ve raporlamaya yönlendiriyor.
Bu kapsamda değerlendirmelerde bulunan Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan, şirketlerin sürdürülebilirlik performansının artık yalnızca karbon emisyonlarıyla değil; su yönetimi, kaynak verimliliği, insan ve ekosistemler üzerindeki etkileriyle de değerlendirildiğini belirterek, çevresel ve sosyal verilerin stratejik karar alma süreçlerinin temel unsuru haline geldiğini söyledi.
Atacan, iklim krizinin yalnızca karbon emisyonlarının azaltılmasıyla yönetilemeyeceğini vurgulayarak, sürdürülebilirlik stratejilerinin çok boyutlu bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini kaydetti.
“Sürdürülebilirlik yalnızca karbon emisyonlarını azaltmaya odaklanan bir yaklaşım değil. Şirketlerin su ayak izi, kaynak kullanımındaki verimliliği ve ekosistemler üzerindeki etkileri de yatırımcılar, müşteriler ve küresel tedarik zincirleri tarafından yakından takip ediliyor. 2026 itibarıyla çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik performansının bütüncül şekilde yönetilmesi, rekabet gücü açısından kritik önem taşıyor.”
Çevresel performansın uluslararası standartlara uygun şekilde ölçülmesinin şirketlere yalnızca mevcut durumlarını ortaya koymadığını belirten Atacan, bu çalışmaların aynı zamanda operasyonel risklerin öngörülmesine, kaynak kullanımının optimize edilmesine ve bilimsel verilere dayalı sürdürülebilirlik hedeflerinin oluşturulmasına katkı sağladığını ve en önemli ihracat pazarlarındaki direncini dile getirdi.
Küresel pazarlarda çevresel performansa yönelik beklentilerin hızla yükseldiğine dikkat çeken Atacan, doğrulanabilir sürdürülebilirlik verilerinin yatırım kararlarından tedarik zinciri yönetimine, finansmana erişimden kurumsal itibara kadar birçok alanda belirleyici hale geldiğini söyledi. Buna paralel olarak son yıllarda sürdürülebilirlik danışmanlığı taleplerinin Metsims’te %70’e kadar artış gösterdiğini ifade eden Atacan, talep gösteren şirketlerin son yıllarda çok çeşitlendiğini hem ihracat yapan firmaların hem de iç piyasaya çalışan firmaların sürdürülebilirlik faaliyetlerine zaman ve bütçe ayırdığını belirtti.
“Çevresel etkilerin ölçülmesi bir raporlama yükümlülüğü olmaktan öte; kurumsal dayanıklılığı artıran, riskleri yöneten ve uzun vadeli değer yaratan stratejik bir yönetim aracıdır. Veriye dayalı sürdürülebilirlik yaklaşımı, önümüzdeki dönemde şirketlerin rekabet avantajını belirleyen en önemli unsurlardan biri olacak.”
Atacan, ekosistemlerin korunması, deniz kirliliğinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarında kalıcı başarının temelinde ölçülebilir ve doğrulanabilir çevresel verilerin yer aldığını belirterek, iş dünyasının bu dönüşümün aktif bir paydaşı olması gerektiğini sözlerine ekledi.
Karbon ayak izi, su ayak izi, yaşam döngüsü değerlendirmesi (LCA), sürdürülebilirlik raporlaması ve sürdürülebilir finans alanlarında danışmanlık hizmeti sunan Metsims, şirketlerin ulusal ve uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyum süreçlerine yönelik çalışmalar yürütüyor.










