İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Avrupa’daki Türk Gıda Sektöründe Asıl Sorun: Birlik Eksikliği ve Olumsuz Düşünce Kültürü!

paragraphicon Okuma Süresi
Bu yazı okuma süresi 3 dakikadır.

Avrupa’daki Türk gıda sektörü bugün artık yalnızca göçmenlere hitap eden küçük bir pazar değil. Almanya’dan Hollanda’ya, Avustur’ya Fransa’dan Belçika’ya kadar Türk marketleri, restoranları, fırınları ve toptancıları hem kendi toplumumuza hem de Avrupalı tüketicilere ulaşıyor. Raflarda Türk markaları var.

Ana akım zincirlerde Türk ürünleri yer alıyor. Bu tablo küçümsenecek bir başarı değil.

Ama sorulması gereken kritik bir soru var:
Bu potansiyelin ne kadarını gerçek güce dönüştürebiliyoruz?

Açık konuşalım: Yeterince değil.

Çünkü sektörün önündeki en büyük engel dış rekabet değil; içerideki parçalanmışlık ve olumsuzluk kültürü.

Birlik Olmazsa Güç Olmaz!

Avrupa pazarında güçlü olmak için ölçek gerekir. Ölçek için iş birliği gerekir. İş birliği için güven gerekir.

Ancak sektör içinde hala şu tabloyu görüyoruz:
• Ortak hareket kültürü zayıf.
• Sektörel dayanışma sınırlı.
• Kolektif vizyon eksik.
• Herkes kendi alanını koruma refleksiyle hareket ediyor.

Birlik olmazsa ortak kalite standardı oluşmaz.
Beraber hareket edilmezse ortak marka değeri gelişmez.
Güven olmazsa büyük yatırımlar yapılamaz.

Sonuçta herkes küçük kalır. Ve küçük kalan yapı, Avrupa’daki büyük perakende ve gıda devleriyle rekabet edemez.

Sürekli Olumsuz Konuşmanın Bedeli

Sektör içinde sıkça duyulan ifadeler var:
• “Bu sektörün sorunu çok.”
• “Kimse dürüst değil.”
• “Kalite yok.”
• “Herkes fiyat kırıyor.”
• “Gelecek yok.”
• “Birlik olunmaz”
• “O kişilerle olmaz.”
• “Marketle olmaz”
• “Toptancılarla olmaz”
• “Markalarla olmaz.”
• “Üreticilerle olmaz.”

Eleştiri elbette gereklidir. Ancak genelleyici, karamsar ve yıkıcı bir dil çözüm üretmez; güveni aşındırır.

Tüketici tek tek firmalara değil, kategori algısına bakar. “Türk ürünü” bir marka şemsiyesidir. İçeriden gelen güvensizlik mesajı tüm markalara yansır.

Bir işletmeci çıkıp “Bu sektörden bir şey olmaz” dediğinde; tüm sektörü zayıflatır.

Bu söylemin sonuçları nettir:
• İnsanların güveni azalır.
• Denetim baskısı artar.
• Finansmana erişim zorlaşır.

Söylenen her olumsuz cümle, dönüp dolaşıp sektöre maliyet olarak geri gelir.

Yıkıcı Rekabet ve Fiyat Tuzağı!

Bir diğer sorun da yıkıcı fiyat rekabetidir. “Rakip kalitesiz, ben daha ucuzum” yaklaşımı kısa vadeli bir taktiktir. Ancak uzun vadede:

• Kar marjları erir.
• Kalite yatırımları azalır.
• Kurumsallaşma yavaşlar.
• Sektör düşük fiyat algısına hapsolur.

Avrupa pazarında kalıcı olmak ucuzlukla değil; kalite, standart ve marka değeriyle mümkündür.

Gençler Umut Görmezse Sektör Yaşlanır!

Sürekli kriz konuşulan, herkesin birbirini suçladığı bir sektörde genç profesyoneller kalmak istemez, yöneticiler ve yeni nesil girişimciler daha istikrarlı alanlara yönelir.

Olumsuzluk bulaşıcıdır.
Karamsarlık yayılır.
Gelecek inancı zayıflar.

Güçlü sektörler umut üretir. Zayıf sektörler korku üretir.

Parçalanmışlık Dış Rekabetten Daha Tehlikelidir

Avrupa’daki Türk gıda sektörü yalnızca ticari bir yapı değil; aynı zamanda temsil gücüdür. Bu sektör Avrupa’daki Türk toplumunun ekonomik varlığını gösterir.

Ancak:
• Güvensizlik arttığında,
• Dayanışma zayıfladığında,
• Birlik sağlanamadığında,
• Sürekli şikayet ve suçlama dili benimsendiğinde sektör kendi kendini aşağı çeker.

Rakiplerimiz güçlü olabilir. Regülasyonlar ağır olabilir. Piyasa şartları zor olabilir. Ama içerden gelen bölünmüşlük ve olumsuzluk, dış baskılardan daha yıkıcıdır.

Eleştiri Değil, Yıkıcılık Sorun!

Sorun eleştirmek değil. Sorun çözüm üretmeden eleştirmek.

“Bu sektör kötü” demek kolaydır.
“Bu sorunu birlikte nasıl çözeriz?” demek sorumluluk ister.

Yapıcı eleştiri sektörü büyütür.
Yıkıcı söylem sektörü küçültür.

Son Söz

Avrupa’daki Türk gıda sektörü ciddi bir potansiyele sahiptir. Ancak birlik olmadan büyüme olmaz. Beraber hareket edilmeden güç oluşmaz. Sürekli olumsuz konuşarak gelecek kurulmaz.

Sektör küçülürse kimse büyüyemez.
Sektör güçlenirse herkes kazanır.

Belki artık şu soruyu kendimize sormalıyız:

Biz gerçekten sektörü mü büyütmek istiyoruz, yoksa birbirimizi mi tüketiyoruz?