İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bizim Olanı Biz Neden Büyütemiyoruz?

paragraphicon Okuma Süresi
Bu yazı okuma süresi 2 dakikadır.

Tarhana çorbası…

Anadolu’nun mayalanmış bilgeliği. Yoğurtla, unla, sebzeyle, zamanla ve sabırla yapılan; hem probiyotik değeri olan hem de doyurucu bir gelenek. Hastaya şifa, çocuğa besin, yoksula umut olmuş bir çorba.

Ama dürüst olalım: Biz bu ürünü gerçekten dünyaya anlatabildik mi?

Bugün Avrupa’da fermente gıdalar yükselişte. Kefir, kombucha, kimchi raflarda “fonksiyonel besin” etiketiyle premium fiyatlardan satılıyor. Bizim yüzyıllardır yaptığımız tarhana ise hala “köy ürünü” kategorisinde, ambalajsız, hikayesiz, standartlaşmamış şekilde duruyor.

Avrupa’daki markalar neden özel çalışma yapmıyor diye sormadan önce şunu sormalıyız:

Biz bu ürünü bilimsel olarak standardize ettik mi?

Besin değerini ölçtük mü?

Endüstriyel ölçekte kalite tutarlılığı sağladık mı?

Marka hikayesi oluşturduk mu?

Gerçek şu: Biz ürünü romantize ediyoruz ama konumlandıramıyoruz.

Ramazan’da Neden Ön Planda Değil?

Ramazan denince sofralarda çorba ilk sırada. Ama market raflarında “Ramazan ürünü” olarak hurma, güllaç ve hazır çorbalar öne çıkarılıyor. Tarhana ise çoğu zaman görünmez.

Bunun birkaç nedeni var:
• Paketleme sorunu: Geleneksel algı güçlü ama modern tüketiciye hitap eden tasarım zayıf.
• Konumlandırma eksikliği: “Fonksiyonel gıda”, “probiyotik”, “bağışıklık destekleyici” gibi kavramlarla ilişkilendirilmiyor.
• Pazarlama yatırımı yok: Büyük bütçeler global hazır çorba markalarına gidiyor.

• Algı problemi: Tarhana hala “fakir çorbası” ya da “köy ürünü” algısında.

Oysa Avrupa’da sıradan bir sebze çorbası bile “artisan”, “organic”, “traditional fermentation” etiketleriyle katma değerli ürüne dönüştürülüyor.

Biz neden kendi değerimizi aynı stratejik bakış açısıyla sunamıyoruz?

Asıl Mesele Avrupa Değil

Sorun Avrupa’nın ilgisizliği değil. Sorun bizim vizyon eksikliğimiz.

Tarhanayı:
• Coğrafi işaretli,
• Besin analizleri yapılmış,
• Modern ambalajlı,
• Hikayesi anlatılmış,
• Global pazara uygun formatta

bir ürüne dönüştürmedikçe kimse gelip onu markalaştırmaz.

Bizim soframızdaki değer, başkasının rafında premium ürüne dönüşebiliyor. Çünkü onlar ürünü değil, kategoriyi büyütüyor. Biz ise sadece nostalji yapıyoruz.

Öz Eleştiri

Belki de biz geleneksel olanı korumakla, onu büyütmek arasındaki farkı ayırt edemedik.

Koruduk, ama geliştirmedik.
Sahiplendik, ama markalaştırmadık.
Sevdik, ama strateji kurmadık.

Tarhana aslında bir çorba değil; doğru yönetilse küresel bir fonksiyonel gıda markası olabilir.

Soru şu:
Biz kendi değerimizi ne zaman gerçekten ciddiye alacağız?