Avrupa’daki Türk gıda sektörü sessiz ama çok güçlü bir büyüme içinde.
Bugün sahaya baktığımızda:
• 2.000’i aşkın toptancı
• 10.000’i aşan market
• Avrupa geneline yayılmış güçlü bir diaspora dağıtım ağı karşımıza çıkıyor.
Aynı anda Türkiye tarafında:
• Yüzlerce coğrafi işaretli ürün
• Yüksek üretim kapasitesi
• Köklü gastronomik miras bulunuyor.
Bu iki yapı teoride birleştiğinde ortaya çok büyük bir ekonomik güç çıkması gerekir.
Ama pratikte durum farklı.
Çünkü sistemin en kritik sorusu hala cevapsız:
Avrupa’da bu oyunu kim yönetiyor?
Ürün Var, Yönetim Yok
Türkiye bugün üretimde güçlü.
Ancak Avrupa’da:
• Raf yönetimi Türkiye’de değil
• Dağıtım kontrolü Türkiye’de değil
• Fiyat ve konumlandırma Türkiye tarafından belirlenmiyor
Bu alan büyük ölçüde:
• Diaspora toptancıları
• Yerel distribütörler
• Ve giderek daha fazla ulusal zincirler tarafından yönetiliyor
Türkiye ise çoğu zaman bu sistemin dışında kalıyor.
Asıl Kırılma: Türkiye Tarafının Pasifliği
Burada net olmak gerekiyor.
Sorun sadece Avrupa’daki yapı eksikliği değil.
Asıl sorun, Türkiye’deki aktörlerin bu pazara karşı yeterli stratejik ilgiyi göstermemesi.
Bugün:
• İhracatçılar
• Markalar
• İhracatçı birlikleri
• Ticaret ve sanayi odaları
Avrupa’yı hala “ürün gönderilen pazar” olarak konumluyor.
Oysa Avrupa artık:
yerinde yönetilmesi gereken bir iç pazar
Bu fark anlaşılmadığı sürece:
• Coğrafi işaretler ticari değere dönüşmez
• Markalar premium konumlanamaz
• Fiyat rekabeti kaçınılmaz olur
Coğrafi İşaret: Belge Değil, Sistemdir
Avrupa’da coğrafi işaretli ürünler sadece bir kalite işareti değildir;
bir pazar yönetim modelidir.
• Parmigiano Reggiano
• Champagne
• Prosciutto di Parma
Bu ürünler:
• Merkezi olarak yönetilir
• Dağıtımı kontrol edilir
• Hikayesi profesyonel şekilde anlatılır
• Fiyatı korunur
Türkiye’de ise:
• Antep Baklavası
• Maraş Tarhanası
• Aydın İnciri
çoğu zaman:
• raf ürünü olarak kalıyor
• fiyat rekabetine giriyor
• kategori oluşturamıyor
Sebep açık:
Bu ürünler Avrupa’da yönetilmiyor
Diaspora Var, Ama Yalnız Bırakılıyor
Avrupa’daki Türk toptancılar ve marketler aslında büyük bir avantaj.
Ancak bu yapı:
• stratejik olarak entegre edilmiyor
• veri ve planlama süreçlerine dahil edilmiyor
• Türkiye tarafından yönlendirilmiyor
Sonuç:
Büyük bir güç var, ama organize değil
Asıl Çapa Türkiye Olmalı
Bu sistemin merkezinde olması gereken taraf nettir:
Türkiye
Çünkü:
• Ürünün sahibi Türkiye
• Coğrafi değerin kaynağı Türkiye
• Hikayenin kökü Türkiye
Ama Türkiye:
• sahaya inmiyor
• koordinasyon kurmuyor
• Avrupa’daki dağıtımı yönetmiyor
Bu da şu riski doğuruyor:
Türkiye, kendi ürününü başkasının sistemi içinde satmak zorunda kalıyor
Sonuç: Oyunu Kuran Kazanır
Avrupa gıda pazarı artık eski pazar değil.
Bu pazarda:
• Ürün yetmez
• Fiyat yetmez
• Geçmiş yetmez
Sistem kurmak gerekir
Eğer Türkiye:
• ihracatçısıyla
• markasıyla
• kurumlarıyla
Avrupa’da aktif bir yapı kuramazsa, yarın kaçınılmaz gerçek şudur:
Oyuncu olur, ama oyun kurucu olamaz.
Son söz:
Ürünü olan değil,
pazarı yöneten kazanır.
