İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mikroagresyonlar Kurumları İçten İçten Aşındırıyor

paragraphicon Okuma Süresi
Bu yazı okuma süresi 4 dakikadır.

İş dünyasında çoğu zaman büyük krizler, sert çatışmalar ya da açık ayrımcılık vakaları konuşulur. Oysa kurumları içten içe zayıflatan asıl dinamik, gündelik dilin içine saklanan küçük ve tekrar eden mesajlar. “Şaka yaptım”, “Alınganlık yapma”, “Bu konu senin için biraz teknik olabilir” gibi ifadeler, çoğu zaman iyi niyet perdesi altında dile getirilse de çalışanların kimliğine temas eden mikro-agresyonlara dönüşebiliyor.

Türkiye’de iş dünyasında ayrımcılık çoğu zaman açık ve sert bir dille değil; “iyi niyet”, “şaka”, “tecrübe paylaşımı” ya da “kurumsal gerçekçilik” kılıfıyla ortaya çıkıyor. Ancak küçük ve bilinçdışı görünen bu söz ve davranışlar, tekrarlandıkça çalışanların psikolojik güvenliğini zedeliyor, aidiyet duygusunu aşındırıyor ve kurumsal performansı düşürüyor.

Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden’e göre mikroagresyonlar, modern iş hayatında en sık göz ardı edilen ancak en yüksek maliyetli davranış kalıplarından biri.

Açık Ayrımcılık Değil, İnce İmalar

Mikroagresyon; bilinçli ya da bilinçdışı şekilde iletilen, küçük ancak tekrar eden ve hedef alınan kişi üzerinde birikimli psikolojik etki yaratan sözlü, sözel olmayan ya da davranışsal mesajlar olarak tanımlanıyor. Bu mesajlar en sık cinsiyet, yaş, ebeveynlik rolleri, nöro-çeşitlilik, etnik kimlik ve sosyoekonomik arka plan üzerinden ortaya çıkıyor.

“Kadın liderler zaten daha detaycı olur.” “Çocuk var, bu tempo seni zorlar.”

Dr. Henden’e göre bu ifadeler çoğu zaman masumlaştırılıyor:

“Mikroagresyonlar tehdit içermez gibi görünür. İşte tam da bu yüzden tehlikelidir. Çünkü kimliğe temas eder ama ‘iyi niyet’ zırhıyla korunur.”

“Alınganlık Yapma” Kültürü ve Mikro Değersizleştirme

Mikroagresyon literatüründe “alınganlık yapma” ve “şaka yapıyoruz” gibi ifadeler mikro değersizleştirme olarak geçiyor. Bu söylemler açıkça ayrımcılık yapmasa da kişinin deneyimini geçersiz kılıyor.

Dr. Henden bu noktaya dikkat çekiyor:

“Birine ‘alınganlık yapma’ demek, onun yaşadığı etkiyi yok saymaktır. ‘Şakaydı’ savunması ise sorumluluğu almak yerine karşı tarafı hassasiyetle suçlamaktır. Oysa bir şakanın komik olup olmadığına, şakayı yapan değil; maruz kalan karar verir.”

Mikroagresyonun Bedeli: Bilişsel Yorgunluk ve Sessiz Kopuş

Mikroagresyona maruz kalan çalışanlar çoğu zaman önce kendilerinden şüphe eder:

“Yanlış mı anladım?” “Ben mi fazla hassasım?”

Bu içsel sorgulama ciddi bir bilişsel yük yaratır. Enerji işe değil, durumu anlamlandırmaya ve kendini korumaya harcanır. Bastırılmış öfke zamanla tükenmişliğe dönüşür. Çalışan toplantılarda daha az konuşur, kimliğini sansürler, risk almaktan kaçınır.

Dr. Henden bu süreci şu sözlerle özetliyor:

“Psikolojik güvenliğin olmadığı bir ortamda inovasyon beklemek gerçekçi değildir. Mikro-agresyonlar çalışanı sessizliğe iter. Aidiyet zayıflar, performans düşer ve sonunda ‘sessiz kopuş’ başlar.

Türkiye’de Hiyerarşi ve Sessizlik Döngüsü

Türkiye’nin yüksek güç mesafesine sahip kültürel yapısı, mikro-agresyonların dile getirilmesini daha da zorlaştırıyor. Hiyerarşik ve otorite odaklı kurumlarda, üst kademeden gelen imalı ya da küçümseyici ifadeler çoğu zaman “yöneticinin tarzı” olarak normalize ediliyor. Çalışan, geri bildirim verdiğinde “saygısız” ya da “uyumsuz” olarak etiketlenmekten çekiniyor. Kol kırılır yen içinde kalır anlayışı, mikroagresyonları görünmez kılıyor. Oysa görünmeyen sorunlar yok olmaz; içeride birikir ve yetenek kaybına yol açar. Mikro-agresyonların kanıtlanmasının zor olması da çalışanları susturan bir başka unsur. “Ben öyle demek istemedim” savunması, deneyimi yaşayan kişiyi yeniden şüpheye düşürüyor.”

Çeşitlilik Rakamla Ölçülür, Kapsayıcılık Deneyimle

Dr. Elgiz Henden’e göre mikro-agresyonlarla yüzleşmeden gerçek anlamda çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık mümkün değil. Bir kurumda çalışanlar kimlikleriyle var olamıyor, sürekli kendilerini sansürlüyor ve seslerini kısmak zorunda kalıyorsa; kapsayıcılık politikaları kağıt üzerinde kalır.

Çözüm: Öz-Farkındalığı Yüksek Liderlik

Dr. Henden, çözümün çalışanları “daha dayanıklı” yapmak olmadığını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Mikro-agresyonları azaltmanın yolu, liderleri daha farkında yapmaktan geçer. Lider kendi bilinçdışı önyargılarıyla yüzleştiğinde, organizasyonda öğrenme kültürü başlar. ‘Niyetim o değildi’ savunmasından, ‘Bu sende nasıl bir etki yarattı?’ sorusuna geçmek gerçek dönüşümdür. Liderlik, güven yaratma sanatıdır. Güvenin olmadığı yerde performans, yaratıcılık ve bağlılık sürdürülebilir olmaz.”

Dr. Elgiz Henden, MCC Hakkında: Dr. Elgiz Henden, eğitim ve öğrenci koçluğu alanında uluslararası düzeyde tanınan bir uzman, yazar ve akredite koçtur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olan Henden, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden yüksek lisansını, Okan Üniversitesi’nde doktora çalışmasını tamamlamıştır.

Henden 10000 saatin üzerinde bireysel koçluk deneyimine ve Master Certified Coach MCC-ICF, Registered ICF Mentor Coach, akreditasyonlarına sahiptir. Ayrıca 2012-2014 yılları arasında ICF – Uluslararası Koçluk Federasyonu Türkiye Şubesi yönetim kurulunda araştırmadan sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak ve Avrupa Koçlar ve Mentorlar Derneğinde -EMCC K12 Eğitim Kurulunda aktif olarak görev yapmıştır.

2004 yılında koçlukla tanışan Elgiz Henden, koçluğun kendi üzerindeki pozitif etkilerini deneyimlemiş ve 2009 yılında eğitim kurumlarının koçluk ihtiyaçlarını karşılamak üzere İz Koçluk Eğitim ve Danışmanlık merkezini kurmuştur. Henden hem bireyler hem de kurumlarda özel projelerde bireysel ve takım koçluğu hizmeti sunmaktadır. Özellikle gençlerin meslek seçiminde, performans arttırmasında, İş hayatına yeni başlayan bireylerin koçluk ihtiyaçlarının karşılanmasında ve Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite nedeniyle eğitim ve iş yaşamında zorluk çeken bireylerle çalışmaktadır. “Başarabilirim Çünkü…” adlı kitabın yazarı olan Henden Koçluk çalışmalarında Pozitif psikoloji, Pozitif eğitim, Bilişsel Davranışçı Koçluk yaklaşımlarını kullanmaktadır.

Hem profesyonel hem de kişisel gelişim eğitimlerine devam ederken 2010 yılında JST Coaching ile yaptığı iş birliği sonucu Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) onaylı Türkiye’de ki İlk “Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Koçluğu” programını gerçekleştirmiştir. Henden’in hazırlayıp sunduğu “Eğitim ve Öğrenci Koçluğu” programı yerel kültür ve global koçluk bilgisi ile geliştirmiş gençlerin akademik performanslarını arttırmaya yönelik Türkiye’deki ilk programdır .