Bir şehrin sorunlarını masaya yatırmak, tıpkı bir doktorun hastasını tedavi etme sürecine benzer; önce doğru bir teşhis koymak, ardından tanıyı netleştirmek ve nihayetinde tedaviye başlamak gerekir. Bazen bu süreçte duyması hoş olmayan gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalabiliriz, ancak asıl amaç huzursuzluk yaratmak değil, kalıcı bir iyileşme sağlamaktır.
Bugün, şehrimizin (Trabzon) en can alıcı sorunlarından birini, yetkili meclislerin ve tüm paydaşların dikkatine sunmak üzere kapsamlı bir değerlendirme yapıyoruz. Masadaki en kritik soru şu: “Neden bu gençler bu şehirde durmuyor?”. Bu sorunun cevabını ararken, sadece yüzeysel söylemlere değil, kurumların ve istatistiklerin bize sunduğu yalın gerçeklere odaklanacağız.
Güven Eksikliği ve Genç Beyin Göçü
Kürsülerde pek çok şeyin güzel ifade edildiği bir gerçek, ancak rakamlar tablonun o kadar da parlak olmadığını gösteriyor. Şehrimizden her yıl yaklaşık 5.000 genç ayrılıyor. Bu göçün temelinde sadece işsizlik yatmıyor; asıl mesele “güven” eksikliğidir. İnsanlar, kendilerini güvende hissettikleri yerde kök salarlar. Gelecekte, teknolojinin ötesinde insan ilişkilerinde, liderlikte, ailede ve ekonomide güvenin rolü çok daha büyük olacaktır. Gençlerimiz, ekonomik ve sosyal anlamda geleceklerini bu şehirde güvende göremedikleri için göç etmeyi tercih ediyorlar. Giden nitelikli gençlerin yeri dolmadığı gibi, niteliksiz iş gücü dahi şehre gelmeyi tercih etmiyor.
Şehrin Demografik Dönüşümü: “Bir Emekli Şehri”
Şehrin demografik yapısı hızla alarm veren bir yöne doğru evriliyor. Dünyada ortalama dört çalışana bir emekli düşerken, Türkiye genelinde bu oran iki çalışana bir emekli şeklindedir. Trabzon’da ise durum çok daha çarpıcı: Neredeyse bir çalışana bir emekli düşüyor. Şehir, hızla sadece emeklilerin gelip yaşadığı bir merkeze dönüşüyor.
Eğitim verileri de bu tabloyu destekliyor; Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversite öğrenci sayılarımız Türkiye ortalamasına göre her yıl düşüş gösteriyor. Küresel çapta ve ülkemizde doğurganlık oranları azalırken, şehrimizdeki yaşlı nüfus yoğunluğundan dolayı ölüm oranları Türkiye ortalamasının üzerinde seyrediyor. Emekli sayısının fazlalığına paralel olarak, bu şehirdeki insanların doktora gitme oranı da Türkiye ortalamasının iki katına çıkmış durumda.
Ekonomik Çelişkiler: Rakamların Anlattığı Gerçekler
Şehrin ekonomik dinamikleri kendi içinde büyük çelişkiler barındırıyor. Bankalardaki mevduatlar %75, krediler ise %36 oranında büyümüş durumda. Paranın kasada, altında veya bankada durduğu; ancak piyasanın kredi yüküyle boğuştuğu bir ortam söz konusu.
En çarpıcı verilerden biri de geri ödenemeyen borçlar: 2024 yılı verilerine göre Türkiye genelinde takibe takılan alacaklar %101 oranında büyürken, Trabzon’da bu oran tam %245 artış göstermiştir. İhracat rakamlarında da benzer bir gerileme var; Türkiye genelinde ihracat %4,5 büyürken, Trabzon’da %22,4 oranında azalmış ve şehrin firmaları Türkiye sıralamalarında geriye düşmeye başlamıştır.
Ticaret Odası Verileri ve Şirketleşme Paradoksu
Şehrin ticaret dünyasını yansıtan veriler de oldukça düşündürücü. Ticaret Odası’nın toplam 12.592 üyesinden sadece 8.243’ü aktif durumda. Askıdaki üye sayısı 3.180’den 4.000’lerin üzerine çıkmış, bu da iş dünyasının aidatlarını bile ödemekte zorlandığı bir ekonomik sıkışıklık içinde olduğunu gösteriyor.
Buna karşın, oldukça ilginç bir istatistik göze çarpıyor: Şehirde ticaret, üretim ve ihracat azalırken; yeni kurulan şirket sayıları artıyor. Özellikle 2024 yılının Eylül ve Ekim aylarında, yılın geneline kıyasla şirket kuruluşlarında olağanüstü bir artış yaşanmış, NACE (faaliyet) kodlarında ve komite değişikliklerinde sayılar hızla yükselmiştir. Bu noktada, bu ticari işletmelerin neden kurulduğu ve reel ekonomiye ne kadar katkı sağladığı sorusu, hukuki bir ithamdan ziyade, ekonomik planlamanın sağlığı açısından sorulması gereken hayati bir sorudur. Gençlerin şehri terk etmesini engellemek için mi sanal bir büyüme yaratılıyor, yoksa bu şirketler gerçekten ticari bir faaliyet için mi kuruluyor?.
Öte yandan, şehrin kurtuluşu olarak sıkça vurgulanan “turizm” sektörüne rağmen, kişi başına düşen gayrisafi milli hasılanın (Türkiye ortalaması 15.300 dolar seviyelerindeyken şehrimizde 10.000 dolar) neden bu kadar düşük kaldığı, sorgulanması gereken bir diğer önemli çelişkidir.
Sosyal Yetersizlikler ve Artan Tehlikeler
Gençlerin şehirden ayrılma nedeni sadece ekonomik değil; aynı zamanda kendilerini sosyal olarak tutunduracak, hayata dair beklentilerini karşılayacak bir gelişim ve değişim ortamının bulunmamasıdır.
Bununla birlikte, göz ardı edilmemesi gereken devasa bir sosyal yara daha var: Madde bağımlılığı. Cumhuriyet Başsavcılığı verilerine göre, şehirde bağımlı madde kullanan genç sayısı artmakta ve daha da dikkat çekicisi, şehrin geleneğine en bağlı ve muhafazakar yapısı yüksek olarak bilinen ilçesi, madde kullanım oranında zirvede yer almaktadır. Bu, toplumsal yapımızın sessizce nasıl sarsıldığının en net göstergelerinden biridir.
Çözüm: Güç Savaşlarını Bırakıp 2050 Vizyonunu Kurmak
Tüm bu tespitlerin amacı, kimseyi ya da bir kurumu eleştirmek, meclis kürsülerinde taraf olup güç gösterisi yapmak veya birilerine gol atmak değildir. Asıl mesele, Yatırım Adası gibi büyük projeler konuşulurken, bu şehrin sağlam bir stratejisi, vizyonu ve yol haritası olması gerektiği gerçeğidir. Yönü olmayan bir şehre hiçbir projenin kalıcı fayda sağlaması mümkün değildir.
Aslında şehrimiz inanılmaz potansiyellere sahip. Küresel ısınma, su sorunu ve deprem riski açısından dünyanın en güvenli yerlerinden birindeyiz. Güçlü bir üniversitemiz, gelişmiş lojistik imkanlarımız, etkili bir lobimiz ve dünyanın dört bir yanına yayılmış muazzam bir diasporamız var.
Bu potansiyeli hayata geçirmek için, yerel yönetimlerin ve tüm paydaşların katılımıyla 2026 yılında yeni bir vizyon çalışmasının temellerinin atılması planlanıyor. Önerimiz; mobilya, medikal sektör veya KOBİ’ler üzerine projeler geliştirirken “Bunları neden yapıyoruz?” sorusunun cevabını verebilecek, uluslararası çapta uzman firmalarla çalışarak şehrin 2050 Strateji ve Vizyon Planı’nı oluşturmaktır. Gideceğimiz yeri doğru planlarsak, gençlerimizin de kendi geleceklerini bu topraklarda güvenle inşa etmelerini sağlayabiliriz.
Ortak akılla, birbirimize köstek olmak yerine destek olduğumuz, ramazanların ve bayramların umutla kutlandığı, üreten ve gençlerini kucaklayan bir şehir inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
