İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Büyüklükten Çok Yönetim Kalitesi ve Yatırımcı Güveni Öne Çıkacak

paragraphicon Okuma Süresi
Bu yazı okuma süresi 4 dakikadır.

SPK’nın Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de yaptığı değişikliklerle fon yönetiminde sorumluluk, risk yönetimi ve yatırımcı bilgilendirmesi yeniden şekilleniyor. 2029’dan itibaren bir portföy yöneticisi en fazla 10, 2031’den itibaren ise 7 fon yönetebilecek. Neo Portföy Kurumsal Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem Nalbantoğlu, yeni dönemin fon sektöründe niceliksel büyümeden nitelikli büyümeye geçişi hızlandıracağını belirtti.

Türkiye’de yatırım fonlarına yönelik ilgi artarken, sektörün büyümesiyle birlikte fon yönetiminde uzmanlık, risk kontrolü ve yatırımcı iletişiminin önemi de giderek yükseliyor. Sermaye Piyasası Kurulu’nun 28 Ağustos 2026 tarihinde Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de yaptığı değişiklikler ise bu dönüşümün önemli adımlarından biri olarak öne çıkıyor. Yeni düzenlemeyle birlikte fon sektöründe yalnızca yönetilen varlık büyüklüğünün değil, fonların nasıl yönetildiğinin, yatırım kararlarının hangi analizlere dayandığının ve yatırımcıya sunulan bilginin niteliğinin daha fazla önem kazanması bekleniyor.

Bir Yönetici En Fazla 10 Fonda Görev Alabilecek

Yeni dönemin dikkat çeken başlıklarından biri portföy yöneticilerinin sorumluluk alanlarının yeniden düzenlenmesi oldu. Her fon için biri sorumlu olmak üzere en az iki portföy yöneticisinin görevlendirilmesi öngörülürken, bir portföy yöneticisinin yönetebileceği fon sayısına da kademeli sınır getiriliyor. Buna göre 1 Ocak 2029 itibarıyla bir portföy yöneticisi en fazla 10 fonun, 1 Ocak 2031 itibarıyla ise en fazla 7 fonun yönetiminde görev alabilecek. Özel fonlar dahil serbest fonlarda ise şirket bünyesinde istihdam edilen portföy yöneticisi sayısı, şirketin kurucusu olduğu serbest fon sayısının altında olamayacak. Mevcut fonlar için bu kurala uyum süresi 30 Haziran 2029’a kadar devam edecek.

Neo Portföy Kurumsal Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem Nalbantoğlu, düzenlemenin fon sektöründe büyümenin niteliğini de gündeme taşıdığını belirterek, “Fon sektöründe artık yalnızca kaç fon bulunduğu ya da ne kadar büyüklüğe ulaşıldığı değil, her bir fonun arkasındaki uzmanlık ve yönetim kapasitesi daha fazla önem taşıyacak. Yatırımcı açısından fonun geçmiş performansı kadar, bu performansın hangi strateji ve risk yaklaşımıyla ortaya çıktığını bilmek de kritik” dedi.

Risk Yönetimi Yatırım Kararlarının Daha Fazla İçinde Olacak

Düzenlemenin öne çıkan bir diğer başlığı ise risk yönetiminin yatırım kararlarıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesi. Stres testleri, riske maruz değer hesaplamaları ve diğer risk ölçüm sonuçlarının yatırım kararlarında dikkate alınması zorunlu hale geliyor. Ayrıca bir sermaye piyasası aracının geçmiş 30 günlük ortalama değerinin, aynı dönemdeki ortalama fon portföy değerinin yüzde 5’ine ulaşması veya bu oranı aşması halinde, ilgili yatırım kararlarının dayandığı araştırma ve analizlerin genel müdür onayına sunulması gerekecek. Onay sonrasında yatırımın değeri, karşı taraf riski ve portföy yoğunlaşmasına ilişkin en fazla 15 günlük aralıklarla raporlama yapılması ve ilgili kayıtların en az 5 yıl saklanması öngörülüyor.

Nalbantoğlu, bu yaklaşımın yatırım kararlarının arkasındaki gerekçeleri daha görünür hale getireceğini ifade ederek, “Risk yönetiminin yatırım kararından sonra devreye giren bir kontrol mekanizması olmaktan çıkıp karar sürecinin bir parçası haline gelmesi, fon yönetiminde önemli bir kalite standardı yaratabilir. Yatırımcı açısından asıl değer, yalnızca getiriyi değil, o getirinin hangi riskler alınarak elde edildiğini de anlayabilmektir” diye konuştu.

Serbest Fonlarda Ölçek ve Yatırımcı Tabanı Daha Önemli Hale Geliyor

Yeni düzenlemeyle serbest fonlara yönelik yatırımcı sayısı ve ölçek kriterleri de öne çıkıyor. Unvanında “özel” ibaresi bulunmayan ve TEFAS’ta işlem görmeyen serbest fonlarda yatırımcı sayısı aylık olarak izlenecek. Yatırımcı sayısının bir ay içerisinde 15 gün veya daha uzun süreyle 50 veya altında kalması halinde Kurula bildirim yapılması ve fonun özel fona dönüştürülmesi, başka bir fonla birleştirilmesi, TEFAS’ta işlem görmeye başlaması veya tasfiye edilmesi seçeneklerinden biri için başvurulması gerekecek.

Bu gelişmenin, satış ve pazarlama anlayışında da yeni bir yaklaşımı beraberinde getireceğini belirten Nalbantoğlu, “Yeni dönemde satış ve pazarlamanın temel görevi yalnızca fon büyüklüğünü artırmak olmayacak. Doğru ürünün doğru yatırımcıyla buluşturulması, risklerin açık biçimde anlatılması ve yatırımcının kendi hedeflerine uygun seçim yapabilmesinin desteklenmesi çok daha önemli hale gelecek” dedi.

Şeffaflık, Daha Fazla Veri Değil Daha Anlaşılır Bilgi Demek

Yeni dönemin en önemli başlıklarından birinin yatırımcı iletişimi olacağını vurgulayan Nalbantoğlu, fon sektöründe şeffaflığın yalnızca daha fazla veri paylaşmak anlamına gelmediğini söyleyerek, “Yatırımcı fonun stratejisini, risklerini, likidite koşullarını ve hangi yatırım profiline uygun olduğunu anlayabilmeli. Teknik bilgiyi artırmak tek başına yeterli değil; o bilginin yatırımcının karar vermesine yardımcı olması gerekiyor. Portföy yönetimi, risk yönetimi, satış ve pazarlama ekiplerinin aynı dili konuşması, yatırımcı güveninin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacak” ifadelerini kullandı.

Fon Sektöründe Yeni Rekabet: Nitelikli İnsan Kaynağı

Çiğdem Nalbantoğlu, sektörün yalnızca deneyimli portföy yöneticilerini transfer ederek büyümesinin yeterli olmayacağına dikkat çekerek, analistlerin yetiştirilmesi ve yeni nesil portföy yöneticilerinin deneyim kazanmasına yönelik yatırımların önem kazanacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye’de fon sektörünün ulaştığı büyüklüğü kalıcı hale getirmenin yolu, güçlü insan kaynağı ve kurumsal yapıdan geçiyor. Önümüzdeki dönemde yatırımcı güvenini artıran temel unsur yalnızca performans olmayacak; bu performansın nasıl üretildiğini, hangi risklerin alındığını ve yatırımcıya ne kadar açık anlatıldığını gösterebilmek olacak”