İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Elif Özyıldırım – Haber Atölyesi / Ajans Başkanı

paragraphicon Okuma Süresi
Bu yazı okuma süresi 6 dakikadır.

Kurumsal Medya olarak, medya ilişkileri ve itibar yönetimi alanında uzmanlaşmış bir yapı kuran Haber Atölyesi’nin Ajans Başkanı Elif Özyıldırım ile sektörün bugününe ve geleceğine ışık tutan özel bir röportaj gerçekleştirdik.


Haber Atölyesi PR Ajansı ile Medya İlişkileri ve İtibar Yönetimi Üzerine

“Biz Hakkınızda Söylenenlerin Peşindeyiz”

Haber Atölyesi’nin kuruluş hikayesi nasıl başladı?

Haber Atölyesi olarak bir konuda derinleşmiş, odağını net belirlemiş bir yapı kurmak istedik. Kurumların PR hizmeti alma motivasyonunun temelinde medyada görünür olmak var. Ancak bu görünürlüğün nitelikli ve sürdürülebilir olması gerekiyor. Biz yalnızca “medya ilişkileri” alanına odaklanan, merkezine haberi koyan bir ajansız. Etkinlik organizasyonu, sponsorluk yönetimi ya da sosyal medya içerik üretimi gibi geniş bir hizmet yelpazesi yerine, gazeteci refleksiyle hareket eden bir yapı kurduk. Gündemi ve hizmet verdiğimiz sektörleri çok yakından takip ediyor, konudan kuruma ulaşan bir iletişim metodu izliyoruz. Yani önce gündemi okuyor, sonra markanın o gündem içinde söyleyebileceği sözü inşa ediyoruz.

“Sadece medya ilişkileri” odağı sizi sınırlandırmıyor mu?

Tam tersine güçlendiriyor. Uzmanlaşma bizi daha derin ve daha nitelikli kılıyor. Bir kurumun yaptığı her iş haber değildir. Bizim yaklaşımımız şu: “Bu yapılan iş nasıl haber değeri taşır hale gelir?” sorusunu soruyoruz. Gazeteci bakış açısıyla düşünüyor, içerikleri o filtreyle kurguluyoruz. Bu da hem medya tarafında güven oluşturuyor hem de markanın itibarını uzun vadeli besliyor.

Ajans içindeki çalışma kültürünüzü nasıl tanımlarsınız?

Bizim için en önemli unsur ekip. Haber Atölyesi’nde uzun yıllardır birlikte çalıştığımız çalışma arkadaşlarımız var. Bu durum yalnızca operasyonel bir kolaylık değil, aynı zamanda bir güven kültürü yaratıyor. Ajansı sıcak bir aile yapısına benzetiyorum. Çalışanlarımız bu yapının doğal bir parçası. Müşterilerimiz ise en kıymetli misafirlerimiz. Onları “müşteri” olarak değil, birlikte yol yürüdüğümüz paydaşlar olarak görüyoruz.

İletişim sektöründe en büyük hata, işi yalnızca teknik bir süreç olarak görmek. Oysa iyi PR, insan ilişkisi yönetimidir. İçeride güçlü bir takım kurgulamazsanız dışarıya güçlü bir strateji sunamazsınız.

Algı ve itibar yönetiminde başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Başarı bizim için uzun vadeli güven inşa etmek demek. Bir kampanya unutulabilir, bir reklam akıldan çıkabilir. Ancak güven duygusu yerleştiyse o marka kolay kolay sarsılmaz. İtibar yönetimi, kısa vadeli parlamalarla değil; süreklilikle kazanılır. Bir kurum sektörü adına söz söyleyebiliyorsa, yalnızca kendi çıkarı için değil sektörün gelişimi için de görüş üretebiliyorsa, objektif değerlendirmeler yapabiliyorsa; işte o zaman gerçek itibar inşa edilmiş olur. İletişim kurulabilir bir kurum olmak bugün en büyük değer.

Başarılı bir medya stratejisinin temel unsurları nelerdir?

Her şeyden önce güçlü ve gerçek bir hikâye gerekir. İlham verici ama aynı zamanda somut verilerle desteklenmiş bir başarı hikâyesi. İçeriğin güncel, gündemle paralel ve bir ihtiyaca çözüm üretiyor olması önemli. Ayrıca üst yönetimin medya iletişimini ciddiye alması gerekir. Eğer şirket ajandasında medya iletişimi üst sıralarda değilse, sürdürülebilir başarı sağlanamaz. Bir diğer önemli unsur da eşit mesafe. Bilgiyi eş zamanlı ve adil paylaşmak, yalnızca ihtiyaç duyduğumuzda değil medyanın bilgiye ihtiyaç duyduğu anda da erişilebilir olmak… Bu yaklaşım uzun vadede güçlü bir medya ilişkisi inşa eder.

Dijitalleşme iletişim dünyasını nasıl dönüştürüyor?

İletişim hem daha dijital hem daha insani olacak. Yapay zekâ, artırılmış gerçeklik ve veri analitiği süreçleri dönüştürüyor. Ancak teknoloji tek başına yeterli değil. İnsanlar markalardan samimiyet ve toplumsal fayda bekliyor. Geleceğin kazananları teknolojiyi iyi kullanan ama insani bağ kurmayı ihmal etmeyen markalar olacak.

Genç iletişimcilere ne tavsiye edersiniz?

Meraklarını kaybetmesinler. İletişim yalnızca basın bülteni yazmak değildir. Psikoloji, sosyoloji, teknoloji, sanat… Hepsi bu mesleğin beslenme kaynakları. Ve en önemlisi: Güven. Bu sektörün en büyük sermayesi güven. Güveni koruyanlar uzun vadede her zaman kazanır.

Türkiye’de markaların PR’a bakışı sizce son yıllarda nasıl değişti?

Son 5–6 yılda çok net bir dönüşüm var. Eskiden PR daha çok “basın bülteni gönderelim, görünür olalım” yaklaşımıyla ele alınıyordu. Şimdi ise markalar itibarın, algının ve güvenin stratejik bir sermaye olduğunu daha iyi anlıyor. Özellikle dijitalleşme ve bilgiye erişimin hızlanmasıyla birlikte şeffaflık zorunlu hale geldi. Artık tek taraflı iletişim mümkün değil. Markalar da bunun farkında. PR, destekleyici bir araç olmaktan çıkıp yönetim stratejisinin bir parçası haline geliyor.

Medya tarafında nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Medya da dönüşüyor. İçerik üretim hızı arttı, gündem çok daha dinamik. Bu da nitelikli ve doğrulanmış bilgiye olan ihtiyacı artırdı. Gazeteciler artık yalnızca haber metni değil; veri, analiz ve yorum da bekliyor. Bu noktada ajansların sorumluluğu büyüyor. Biz içerik üretirken yalnızca görünürlük değil, gazetecinin işini kolaylaştırmayı da öncelik kabul ediyoruz. Çünkü sağlıklı bir medya ilişkisi karşılıklı güvenle mümkün.

Kurumların en sık sorduğu soru ne oluyor?

En sık duyduğumuz soru şu: “Ne yaparsak haber olur?” Aslında doğru soru şu olmalı: “Ne yaparsak değer üretiriz?” Çünkü haber değeri, yapılan işin toplumsal, sektörel ya da ekonomik bir karşılığı olduğunda oluşur. Biz markalara önce değer alanlarını tespit etmelerini öneriyoruz. Eğer gerçekten anlamlı bir katkı varsa, bu zaten doğru stratejiyle görünür olur.

Bir markanın medya karşısında en büyük riski nedir?

Tutarsızlık. Söylediğiyle yaptığı örtüşmeyen markalar çok hızlı güven kaybeder. Özellikle dijital çağda geçmiş açıklamalar saniyeler içinde bulunabiliyor. Bu nedenle iletişim stratejisi yalnızca dışarıya dönük değil, kurum içi uygulamalarla da uyumlu olmalı. İtibar, tek bir güçlü haberle kazanılmaz ama tek bir yanlış hamleyle zedelenebilir.

Haber Atölyesi olarak bir projeye başlarken ilk adımınız ne oluyor?

Önce dinliyoruz. Markanın hedeflerini, hassasiyetlerini, sektör dinamiklerini anlamadan strateji kurmuyoruz. Ardından gündem analizi yapıyoruz. Hangi başlıklar öne çıkıyor, hangi konular konuşuluyor, sektör hangi kırılma noktasında…Sonra markanın bu tablo içinde nerede durabileceğini belirliyoruz. Bizim için en kritik aşama bu konumlandırma çalışması.

Ölçümleme ve başarı kriterleri konusunda nasıl bir yaklaşımınız var?

PR’da başarı yalnızca “kaç haber çıktığı” değildir. Elbette nicelik önemli ama daha önemlisi niteliği. Hangi mecralarda yer alındı, nasıl bir söylemle aktarıldı, marka hangi başlıklarla anıldı, sektörel konumlanma güçlendi mi… Biz görünürlüğün yanında algıyı da ölçmeye çalışıyoruz. Çünkü asıl değer algıda oluşur.

Yapay zekâ içerik üretimini nasıl etkileyecek?

Yapay zekâ içerik üretim süreçlerini hızlandırıyor ama stratejik bakış açısının yerini alamaz. Veriyi analiz etmek, trendleri görmek, içerik taslağı oluşturmak mümkün. Ancak bir markanın hangi başlıkta söz söylemesi gerektiğini belirlemek hâlâ insani sezgi ve deneyim gerektiriyor.

Bence gelecek; yapay zekâyı verimlilik aracı olarak kullanan ama karar aşamasında insan dokunuşunu koruyan ajansların olacak.

İletişimde “samimiyet” sizce gerçekten mümkün mü, yoksa bu da bir strateji mi?

Samimiyet strateji olarak kurgulanamaz. Eğer kurumun kültürü şeffaf ve açık değilse, iletişim diliyle bunu makyajlamak uzun vadede mümkün değil. Samimiyet içeriden başlar. Çalışan ilişkilerinden yönetim anlayışına kadar bir bütünlük gerekir. İletişim ise bu samimiyetin görünür hale gelmesini sağlar.

PR ajanslarının gelecekteki rolü sizce nasıl şekillenecek?

Ajanslar yalnızca “haber servis eden” yapılar olmaktan çıkacak. Daha fazla stratejik danışmanlık rolü üstlenecekler.Yönetim kurullarında itibar başlığı daha fazla konuşulacak. Risk analizi, gündem öngörüsü, söylem geliştirme gibi konular ajansların uzmanlık alanı olacak.

Biz de Haber Atölyesi olarak bu dönüşümü yakından takip ediyor, uzmanlaşmış yapımızı stratejik danışmanlık boyutuyla daha da güçlendiriyoruz.

2026 ve sonrasına dair öngörünüz nedir?

Eskiden kriz dönemlerinde ilk kesilen kalem iletişim bütçesi olurdu. Artık tablo değişti. Reklam, markanın kendisi hakkında söyledikleridir. PR ise başkalarının marka hakkında söyledikleridir. Günümüz dünyasında hakkınızda söylenenler çok daha belirleyici. Özellikle ekonomik dalgalanmaların yoğun olduğu dönemlerde güven ve itibar her zamankinden daha kritik hale geliyor. Bu nedenle 2026 ve sonrasında PR’ın kurum ajandasında daha üst sıralarda yer alacağını düşünüyorum.

https://www.haberatolyesi.com

PR dünyasındaki stratejik dönüşümleri, yapay zekânın rolünü ve güven inşa etmenin önemini bizlerle paylaşan Sayın Elif Özyıldırım’a teşekkür eder, başarılarının devamını dileriz.